
Küçüklüğümde, mahallede oyunlar oynayıp, koşturduktan sonra yakınlardaki çeşmelere koşup kana kana su içerdik çeşmelerden. Eskiler hayratına kaynak su çıkan yere bir çeşme dikerlerdi, gelen geçen susadığında faydalansın diye…
Şimdilerde herkesin elinde plastik bir şişe, su ihtiyacımızı para ile ve çevreyi kirleterek gerçekleştiriyoruz.
Bazı batı ülkelerinde ise pet şişe kirliliğini azaltmak için çeşmeler açılıyor ve bunu yenilik olarak halka sunuyorlar. Oysaki çeşmeler bizlerin unuttuğu ya da kapitalist düzenin unutturduğu birer taş parçasına dönüşmüş durumda. Yeni nesiller çeşme deyince İzmir’in tatil yapılan bir beldesini akıllarına getirecekler, topluma açık su alanı olarak değil…
Bu yazı bugün bir arkadaşımla eskilerden konuşurken aklıma gelen bir şeydi… Maç yaptıktan sonra, hoplayıp zıpladıktan sonra, üstelik de terli terli o çeşmelerden içtiğimiz suyun tadı hatırına…


Aşağıdaki bağlantılardaki kaynaklar İnglizce ama adamlar pet şişeden içmektense musluk suyunu içmeyi tercih ediyorlar.
http://news.bbc.co.uk/today/hi/today/newsid_8432000/8432165.stm
http://www.bbc.co.uk/news/world-europe-11386470
Son söz: Güneş altında beklemiş pet şişedeki suyu içmeyin, ne kadar kimyasal madde varsa suya geçiyor, mümkün olduğunca cam şişede sularınızı muhafaza edin. Ortak kullanım alanı olduğu için çeşmelerin sağlık/hijyen yönünden sakıncaları da olabilir ama binlerce yıldır insanlık çeşmeler yaparak, suyu paylaşarak medeniyetler kurmuş…